Apple MacBook Pro Detaylı Analiz

Apple uzun süren bekleyiş sonunda yeni nesil MacBook Pro modellerini duyurdu. Peki hangi donanımlarla geliyor, performansları ne düzeyde, cevabı merak edilen sorulara detaylı yanıtlar…
Apple’ın yeni nesil MacBook Pro modelleri geçtiğimiz hafta tanıtıldı. Ailenin giriş modeli Amerika’da satışa sunulurken, Touch Bar’lı modeller için geri sayım başladı. Dört yıllık bir aradan sonra ilk defa bu denli büyük bir güncelleme alan ya da bir başka ifadeyle Steve Jobs ekolünden sonra ilk defa radikal bir değişime uğrayan MacBook Pro ailesi için gelenek bozulmadı ve Apple, özellik seviyesinde detaya inmedi. Bu makalemde detaylı bir analiz bulacak ve durum değerlendirmemi göreceksiniz. Şimdi isterseniz konu başlıklarına göz atalım, ardından büyük resmi görmeye başlayalım.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_banner

Yeni nesil MacBook Pro ailesini şu başlıklar altında değerlendireceğim;

– İşlemci platformu; Hangi modeller, ne gibi gerekçelerle tercih edildi
– GPU platformu: Grafik gücü ne düzeyde, neler yeni
– RAM ve Depolama perforfmansı: Yeni nesil SSD ve muadilleri
– Touch Bar, TouchID
– Bağlantılar ve Ekran

2016 MacBook Pro’ya Giriş: İşlemci Platformu ve Model Tercihleri

Apple’ın Hello Again adını verdiği lansman etkinliğini sitemizden canlı veya sonrasında tekrarını izlediyseniz bu konudaki görüşlerime hemen hemen hakimsiniz demektir. Tanıtım öncesi yorumlarımda, Intel’in 7. nesil Kaby Lake işlemci platformunu ultra-ince profillli bazı bilgisayarlarda görsek de MacBook Pro profiline uygun model seçeneklerinin henüz ortaya çıkmaya başlamadığından, Intel’in belki de Apple ile birlikte bir sürpriz yapabileceğinden  bahsetmiştim.Hatta Intel CEO’su Brian Krzanich’in de sahne önünde görünmesi bu iddialarımı güçlendiren bir resim ortaya çıkarsa da durum pek öyle olmadı.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_9

Aslına bakarsanız ortada ilginç bir tablo var; Intel’in 7. nesil işlemci ailesi özellikle U sınıfı, yani Ultrabook’lara girebilecek 15 Watt sınıfı bazı modelleriyle piyasada olmasına, yani bir başka ifade ile gerek MacBook Air gerekse de giriş seviyesi MacBook Pro’da kendisine yer bulabilecek Core i7-7500U gibi modeller hazır olmasına rağmen, Apple’ın bu tercihde bulunmadığını ve 6. nesile adapte olduğunu görmekteyiz. Bunun bazı nedenleri var, ancak öncesinde isterseniz çok kısaca 7. nesilden bahsedeyim çünkü bazılarınız eğer 7. nesil olsaydı neler olabilirdi sorusunun cevabını merak ediyor olabilirsiniz.

” 7. Nesil Core ailesi – Kod Adı Kaby Lake: Daha Rafine ve İşlevsel Tasarım”

Intel’in son iki yıldır üstesinden gelmeye çalıştığı belki de en büyük zorluk, yeni bir iş zekasını geliştirme zorunluluğu. Küresel ekonomideki daralma, belli ürün gruplarındaki doygunluk ve akıllı telefonların ana cihaz olmaya başlamasıyla, değişim döngüsünün daha da uzadığı PC pazarındaki tablo (en iyi ihtimalle düz giden, ama genelde gerilemede olan tablo).

Bunun üzerine bir de üretim geometrisindeki yeni zorluklar, 14nm altına inebilmek için gerekli olan ek yatırımlar, verimlilik ve ürünlerin ticari başarısı (var olan yatırımlar içn stok temizliği vs.) şirket üzerinde, en azından tüketici ürünleri grubu üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Saydıklarım ve hatta saymadıklarım nedeniyle Intel’in tik-tak iş modeli de sekteye uğradı ve 2 yıllık döngüsüne ara katmanlar girmeye başladı.

Uzun lafın kısası; Kaby Lake ve devamında gelecek Coffee Lake platformları, dış etkenlerden etkilenmek zorunda kaldı, özellikle time-to-market konusunda. Ürün odaklı ticari iş modellerinde, doğru zamanda doğru miktarda ürünün, doğru talep projeksiyonları ile piyasaya girmesi büyük önem taşıyor. Umarım buraya kadar herhangi bir soru işareti kalmamıştır çünkü biraz da Kaby Lake platformunun özelliklerinden bahsedelim.

Aslına bakarsanız eldeki malzeme, 6. nesilden çok daha farklı değil ya da en azından yeni bir platform ismini hake edecek kadar radikal yeniliklere sahip değil. Ancak bu ortada hiç bir şey olmadığı anlamına da gelmiyor pek tabi ki. Birincisi çok daha rafine bir tasarım var ortada. Olgunlaşmış 14nm (14nm+) üretim geometrisi, transistör seviyesinde daha az akım kaçağı, daha iyi materyal yönetimi ve daha yüksek cpu adedi / wafer başarımı getiriyor.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_8

Bu resim aynı zamanda watt / başına performansı da etkiliyor. Hatta iki türlü bir etki söz konusu, tamamiyle aynı özellikleri taşıyan biri 6, diğeri ise 7. nesil iki işlemci için 7. neslin aynı yük koşullarında daha az enerji tüketmesi veya aynı tüketide daha yüksek performans sunması. Tabi ki daha yüksek performans ufak mimari güncellemelerden ziyade daha yüksek frekans ve/veya daha iyi ölçeklenebilen, daha uzun süre kalınabilen Turbo Boost frekansıyla ilgili. Entegre GPU tarafında da bazı güncellemeler, minor kazanımlar olsa da, 7. nesil için bence en büyük fark; Speed-Shift V2 teknolojisi ve sabit fonksiyonlu yeni motorların entegre edilmiş olması. Önce Speed-Shift özelliği ile başlayalım.

İlk defa 6. nesil işlemci ailesinde gördüğümüz bu özellik, uygun yazılım ve sürücü altyapısıyla işlemcinin Turbo Boost frekans kontrolünü işletim sistemine  veriyordu. Tabi bunun için sistem seviyesinde sensör verilerinin ideal çizgilerde olması şart koşuluyordu. Tahmin edebileceğimiz üzere buradaki gaye, daha hızlı uygulama başlangıcı ve daha kısa sürede görevleri tamamlanmasıydı. Yapılan ölçümlere göre, işletim sistemi kontrolünde işlemcinin en yüksek frekans değerine ulaşması 100 milisaniyenin biraz altında gerçekleşitordu. 7. nesil ise Speed-Shift V2 ile geliyor ve bu süre 10 mili saniye seviyesine kadar iniyor. Bu sayede görev daha hızlı tamamlanıp, güç tüketimine de katkı sağlıyor. Bu teknoloji doğrudan son kullanıcı deneyimine katkı sağlıyor ve farkını örneğin internet tarayıcılarında gösterebiliyor. Dolayısıyla özellikle Apple için önemli bir detay diye düşünüyorum.

Gelelim sabit fonksiyonlu işlem motorlarına ya da bir diğer ifade ile medya yeteneklerine. Kaby Lake platformu artık H.265 Main10 ve VP9 kodekleri için farklı bit derinliklerinde tam donanımsal hızlandırma sağlıyor. Tam kısmı önemli çünkü bazı özellikler Skylake jenerayonu tarafından da  hibrit olarak yani donanım + yazılım seviyesinde uygulanabiliyor. VP9’a önem veriyorum çünkü en büyük video tüketim platformumuz olan Youtube’un kullandığı standart dolayısıyla o noktada kullanım kolaylığı sağlayacağı açık. Aynı zamanda işlemcinin bu işlemlerle daha az meşgul olması, aynı anda daha fazla görevin de yerine getirilmesi anlamına geliyor. Konuyu uzatabilirim belki ama odak noktamız yeni işlemci mimarisi olmadığı için şimdi tekrar MacBook Pro’lara dönüş yapmak istiyorum.

“MacBook Pro: 6. Nesil İşlemcilerle Yola Devam”

4. nesil MacBook Pro ailesinde Apple, Skylake kodlu 6. nesil yani yaygın olan mevcut jenerasyon ile ilerliyor. Önceki en güncel modeller ise Haswell yani 4. nesil Intel işlemcileri kullanıyordu. Aşağıdan yukarı doğru ilerleyecek olursam eğer, 13-inç baz model MacBook Pro’da Core i5-6360U, Touch olan üst modelinde ise Core i5-6267U işlemcileri kullanılıyor. Dikkat ederseniz tuhaf işlemci numaralarıyla karşı karşıyayız. İşte bu kriter, Apple’ın neden 7. jenerasyona geçmediğinin de bir işareti: “Daha güçlü dahili GPU”. Bahsi geçen her iki işlemci modeli de Intel’in Iris adını verdiği entegre grafik çipini kullanırken, Kaby Lake ailesinin kullanılabilen mevcut modelleri HD Graphics 600 serisi GPU ile geliyor.

Her ikisi de çift çekirdekli olan işlemcilerden baz MacBook Pro modelindeki Core i5-6360U, 2GHz’de çalışıyor ve Iris 540 GPU’su ile geliyor. Yaklaşık 1,5 yıllık olan bu işlemci, çift çekirdek ve 4 izlek desteğini standart olarak 2GHz’de, Turbo Boost ile  3.1GHz’de sunabiliyor. Önbellek boyutu 4MB olan işlemci, sahip olduğu bellek kontrolcüsü üzerinden 32GB’a kadar DDR4 ve LPDDR3 bellek desteği sunabiliyor. Dahili grafik tarafında ise Iris 540 var. Bu serinin en büyük farkı kendi kullanımına atanmış 64MB’lık bir eDRAM ile geliyor olması. Bu grafik performansını daha iyi bir noktaya taşıyan önemli bir unsur. GPU’nun çalışma hızı ise standart olarak 300MHz, Boost devreye girdiğinde ise 1GHz. Bu arada 14nm üretim bandından çıkan 15 Watt’lık bir işlemciden bahsettiğimi de unutmayalım.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_7

Touch Bar’lı en erişilebilir MacBook Pro modeli ise Core i5-i5-6267U işlemcisini kullanıyor. Aslına bakarsanız karakteristiği farklı bir işlemci çünkü baz frekansı 2.9GHz dolayısıyla her halukarda 900MHz’lik hız artışı söz konusu giriş seviyesi MacBook Pro’nun işlemci modeline kıyasla. Turbo Boost ile 3.3GHz’i görebilen işlemci, artan frekansa bağlı olarak 15 Watt yerine 28 Watt’lık TDP ile geliyor dolayısıyla daha fazla ısınıyor ve daha iyi soğutmaya veya fanları daha uzun süre çalıştıran bir soğutma tasarımına ihtiyaç duyuyor. Bu işlemcinin sahip olduğu Iris 550 GPU’sunun, 540’dan en büyük farkı ise Boost hızının 1GHz yerine 1050MHz olması.Diğer özellikleri itibariyle büyük oranda benzer bir işlemci olduğunu söyleyebilirim.

Peki dahili GPU’ları büyük oranda benzeşen MacBook Pro’nun bu modelleri nasıl bir grafik deneyimi sunabilir. 48 işlem ünitesine sahip olan ve kendi belleklerini kullandırabilen GT3e kodlu bu GPU’lar, mimari seviyedeki güncelleme ile eDRAM’i artık “victim cache” yerine programlarım doğrudan erişebildiği ana bellek gibi kullandırabiliyor ve bu da ister istemez bellek yoğun grafik uygulamalarında ivmelenme sağlıyor. Tüm bunları alt atla koyduğumuzda eDRAM’li bu iki GPU, teorik olarak Nvidia’nın GeForce 930M GPU’su ile benzer grafik performansı vaad ediyor. Dolayısıyla düşük çözünürlükte çoğu oyun low veya medium seviyesinde oynanabilir ancak kesinlikle daha fazlasını beklememek gerekir. Her iki GPU’ya ev sahipliği yapan işlemcilerin genel performansı ise örneğin eski nesil işlemcilerden Core i5-43xx sınıfı veya altındaki bazı modellere yakın seyredecektir diye düşünüyorum.Bahsettiğimiz işlemcileri kullanan MacBook Pro modelleri 13-inç ekran boyutuna sahipti.

15-inç olan modellerde ise, yüksek performanslı dizüstü bilgisayarların göz bebeği olan Core i7-6700HQ işlemcisi kullanılıyor. Performans/verimlilik/termal/maliyet gibi kriterlerde bu işlemciden daha iyi bir seçenek düşünmek pek olay değil. Evet i7-6800 serisi gibi işlemciler var ancak başta maliyetleri olmak üzere diğer kriterler çerçevesinde kitlese bilgisayarlarda kullanılması pek mümkün görünmüyor. Aşina olduğumuz bir işlemci olduğundan tarif gerektirmiyor belki ama kısaca hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. 4 çekirdekli olan ve 8 izlek desteği sunan işlemci standart olarak 2.6GHz’de çalışırken, çift çekirdek için Turbo ile hızını 3.5GHz’e kadar yükseltebiliyor. Hatta burayı biraz daha açalım çünkü kademeli hız haritasından bahsediyoruz; 4 çekirdek@2.9GHz, 2 çekirdek@3.3GHz ve 1 çekirdek 3.5GHz. 6MB ön bellekle gelen ve 25 Watt TDP’ye sahip olan işlemci perf/watt dengesinden ötürü daha sıradan bir GPU olan HD Graphics 530 ile geliyor. Dolayısıyla Iris serisi diğer GPU’lar kadar güçlü olmadığını söylememe gerek yok sanırım. Kısacası Core i7-6700HQ, bugün 3000 TL’den 10.000TL’ye kadar pek çok farklı dizüstü bilgisayarda yaygın olarak kullanılıyor.

“Teşekkürler MacBook Pro: Polaris 11’e Merhaba”

Yeni nesil MacBook Pro’lar için belki de asıl sürpriz AMD’nin Polaris 11 GPU’sunu kullanan Radeon Pro GPU’larıyla gelmesi. Burada herhangi bir grafik kartı ailesinden bahsetmiyoruz çünkü Radeon Pro oyun performansından ziyade içerik üreticileri için dizayn edilmiş profesyonel grafik kartlarını içeriyor. Yeni jenerasyonla birlikte tamamı harici ekran kartı ile gelen MacBook Pro ailesinde, baz konfigürasyon Radeon Pro 450 ile donatılırken, tercihe bağlı olarak Radeon Pro 455 ve Radeon Pro 460 da tercih edilebilecek.

İlk olarak temel özelliklere göz atalım. MacBook Pro’lardaki Polaris 11 GPU’lu tüm ekran kartı çözümleri 35 Watt, modele göre bir değişiklik yok. Ayrıca kartların tamamında 5GHz hızında çalışan GDDR5 bellek kullanılırken, kapasite 2GB-4GB arasında değişiklik gösteriyor. Araştırmalarım sonucund elde ettiğim bilgilere göre en güçlü model olan Radeon Pro 460’ın GPU’su 900MHz civarında çalışırken ve 16 adet işlem ünütesine ya da bir başka ifade ie 1024 Radeon çekirdeği / paralel işlem birimine sahip. Bu çerçevede 2016 model MacBook Pro’larda kullanılabilecek en güçlü ekran kartı 80 Gigabyte/saniye bantgenişliğine ve 1.86 TeraFLOP işlem gücü sunmuş olacak.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_5

Kısacası düz bir mantıkla PlayStation 4 ile çift hassasiyetli işlem gücü açısından aynı seviyede olduğunu söylemeliyim. Ancak unutmayın lütfen, buradaki matematiksel hesaplama gücü grafik performansı ve oyun deneyiminin aynı olacağı anlamına gelmez çünkü genel olarak etken parametre sayısı daha fazla. Kayar nokta hesaplama gücünden yola çıkarsak Radeon Pro 460’ın büyük oranda Nvidia GeForce GTX 965M düzeyinde olduğunu söyleyebilirim zira o da ~ 1.9 TeraFLOP sağlıyor. Açıkçası Radeon Pro 460, sahip olduğu özellikler ve 35 Watt TDP ile hiç fena görünmüyor. Bu özelliklerle pek çok oyun için MacOS ortamında makul başarım gösterir.

Radeon Pro 455 ise 850MHz civarı saat hızında çalışıyor gibi. 12 işlem ünitesi ve 768 paralel işlem birimine sahip olan kart, abisi Pro 460 ile aynı bantgenişliğinde 1.3 TeraFLOP kayar noka başarımı sunuyor yani bu açıdan GTX 960M’in az arkasında gibi görünüyor. Radeon Pro 450 ise 800MHz’den biraz daha düşük frekansta çalışıyor ve 10 işlem ünitesinde 640 paralel işlem birimiyle geliyor. Sunduğu teorik işlem gücü de 1 TeraFLOP civarında. Bu açıdan GeForce 940 ile GTX 950M arasına konuçlandığını söyleyebilirim. Önceki MacBook Pro modellerinde geçmişi 4 yıllık Cape Verde GPU’larının kullanıldığını dikkate aldığımızda yeni GPU’larla birlikte 2x performans artışı oldukça mümkün görünüyor. Bu noktada AMD’nin belki de en büyük avantajı, geliştirdiği GPU’ların düşük Z yüksekliği. Bu sayede güçlü GPU’ları daha ince kasalarda kullanmak mümkün kılınmış. Tabi Apple’ın OpenCL ilgisini de unutmamak gerekiyor, Radeon Pro ailesi burada da öne çıkacaktır.

“MacBook Pro’da 32GB RAM Seçeneği Yok”

Apple’ın profesyoneller için geliştirdiği MacBook Pro’da ne yazık ki 32GB RAM seçeneği bulunmuyor. Alınabilecek en yüksek kapasite 16GB, alt seçenek ise 8GB. 13-inç’lik modellerde karşımıza çıkan iki farklı 8GB seçeneğinden biri 1866MHz, diğeri ise 2133MHz’de çalışıyor. Dolayısıyla frekans farkına bağlı olarak sistemlerin kullanabildiği bantgenişliği de farklılık gösteriyor ki bu durum bir miktarda olsa dahili GPU performansına etki edecektir. Özellikle giriş modelinde kullanılan Core i5-i5-6360U işlemcisi, 1866MHz bellek hızı nedeniyle, en yüksek bantgenişliği olan 34,1 GB/sn’nin biraz altında kalacak.

Bellek hızlarındaki fark çok önemli bir mesele değil, beni daha fazla ilgilendiren kısım RAM kapasitesi. Evet MacOS işletim sistemi son iki büyük güncellemede RAM ve SSD yönetimi için başta “garbage collection” olmak üzere spesifik bazı görevlerde ciddi iyileştirmeler sağladı, RAM yönetimini geliştirdi ancak 3D tasarımdan video düzenlemeye kadar farklı kulvarlarda rol üstlenmesi beklenen bilgisayarda, 32GB olmaması benim için biraz hayalkırıklığı oldu. Daha da ilginç olanı ise 32GB’ın neden olmadığına ilişkin yapılan açıklama. Şirketin küresel pazarlamadan sorumlu kıdemli başkan yardımcısı Phil Schiller’e göre, bir dizüstü bilgisayar tasarımına 16GB’dan fazla yüksek hızlı bellek koymak, bellek sisteminin yüksek güç tüketimine ve daha düşük verimliliğe sebebiyet veriyormuş.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_4

Önce şu hususa dikkat çekmek gerekiyor. Bir bilgisayarın tüm donanım bileşenleri arasında en fazla güç tüketenlerden biri değil RAM’ler. Aynı RAM mimarisinde daha yüksek frekanslı olanların daha fazla enerji tükettiği de bir diğer önemli veri. Ancak farklı bellek türleri arasında da ciddi uçurumlar olabiliyor. Bunu neden anlatıyorum, eğer Apple’ın RAM’e bağlı bir verimlilik hassasiyeti varsa, hangi nedenle DDR4 yerine DDR3 bellekle ilerlemiş olabilir yeni nesil MacBook Pro’larda. Aslında şeytan ayrıntıda gizlidir misali, detayları iyi görmek ve yorumlamak gerekiyor. Apple standart DDR3 bellekler yerine LP-DDR3 dediğimiz daha düşük güç tüketim profiline sahip olan Low Power DDR3 bellekleri kullanıyor ve en hızlı seçeneği 2133MHz. DDR4 tarafında ise Apple için maliyet herhangi bir öncelik teşkil etmiyor zira şirketin fiyat hassasiyetli satış kaygısı bulunmuyor. Dolayısıyla DDR4 bellek kullanılabilir miyidi, evet kullanabilirdi ancak ne yazık ki önemli bir teknik sınır bulunuyor: Intel!

Skylake serisi Intel işlemcilerin IMC olarak tanımladığımız entegre bellek kontrolcüsü, 32GB’a kadar bellek adresleyebiliyor ama bir şartla, yani şu bellek tiplerinden biri olması halinde; DDR4-2133, LPDDR3-1866, DDR3L-1600. Hız çok önemli değil, özel BIOS’larla altı veya üstü frekanslarda koşulabilir belki ama görüldüğü üzere LP-DDR4 bellek desteği ne yazık ki yok. Her ne kadar bir süreden uzun süredir bu bellek tipi mobil cihazlarda, özellikle üst seviye akıllı telefonlarda yaygın bir şekilde kullanılıyor olsa da, maliyet projeksiyonundan hareketle Skylake mimarisinin geliştirilme aşamasında ağırlık verilmemiş gibi görünüyor. Bu konuda farklı bir yol haritasına sahip olan Intel, resmi dökümanlarında ultra mobil cihazlar için geliştirdiği 7. nesil şilemci ailesine dahil Core m3-7Y30 işlemcisinde, DDR4 belleklerden bahsetmiyor bile, dolayısıyla bu jenerasyonda da Apple, DDR3 teknolojisiyle ilerliyor.

“SSD Sürücüsü Çıkartılabiliyor”

Yeni nesil MacBook Pro’lar için Apple’ın üzerinde en fazla durduğu detaylardan biri de SSD depolama sürücüleri oldu. Tüm modellerin baz donanımda 256GB PCIe tabanlı SSD ile geldiği yeni nesil MacBook Pro’lar için Apple’ın açıkladığı performans verileri heyecan verici. NVMe sürücülerini kullanan ve Apple tarafından geliştirilen özel kontrolcüyle yönetilen sürücüler, 3.1GB/saniye’ye varan sıralı okuma ve 2.2GB/saniye’ye varan sıralı yazma hızları sunuyorlar. Henüz kendim test etmiş olmasam da takip ettiğim kadarıyla bu değerlere biraz uzak kalınıyor gibi. Touch Bar’ı olmayan bir 13-inç MacBook Pro, SSD testlerinde 2.6GB/saniye sıralı okuma ve 1.2GB/saniye yazma hızlarına imza attı. Bunlar da uçuk değerler ancak özellikle sıralı yazmanın vaad edilenden bu denli geri kalması da şaşırttı beni.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_3

Bir diğer ilginç detay ise SSD’nin değiştirilebilir olması, ya da en azından 13-inç’lik başlangıç modelinde değiştirilebiliyor. Süreç biraz zahmetli, kasayı açıp hoparlör modülünü söktükten sonra biraz güç uygulayarak sürücüyü üzerindeki bantla birlikte sökmeniz gerekiyor. Zor ama imkansız değil, ilerisi için yüksek kapasiteli SSD kullanmanın önünü açan bir gelişme bu. Tabi kapasite tarafında 2TB SSD seçeneğinin olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bugün benzer değerlere ulaşmak pek tabi ki mümkün. Örneğin Samsung’un dikey NAND teknolojisini kullanan 2TB’lık 960 Pro NVMe M.2 sürücüsü, 3500MB/saniye sıralı okuma ve 2100MB/saniye sıralı yazma değerlerine çıkabiliyor. Tabi her güzelliğin bir bedeli var, Samsung’un bu sürücüsü de tek başına 1300 dolar fiyatla satılıyor.

“Touch Bar: Yazılım ve donanım entegrasyonu”

Dizüstü bilgisayarlarda, ana klavyeden bağımsız dokunmatik olarak kullanılabilen ses kontrol, medya ve fonksiyonları tuşları aslında yeni bir fikir sayılmaz. Mekanik olarak bunu uygulayan ürticiler olmuştu geçmişte. Apple ise bu fikri alıp mükemmeleştirmiş diyebiliriz zira ekran olarak kurgulayıp tam yazılım desteği atayabilmek, dikey büyüme eğilimindeki şirketin bence en büyük avantajı zira donanımdan yazılıma, tasarım olarak her şey Apple eseri.

Touch Bar teknik olarak USB arayüzünden bağlanan harici bir ekran gibi aslında. İdeal kullanım için 45 derece görüş açısıyla yönetilmesi gereken bar, 2180 x 80 piksel çözünürlük desteği sunuyor. Sol tarafta sistem butonu için 128 piksel, sağ tarafta ise Touch ID ve diğer kontrol uzantıları için 608 piksel ayrıldığı ekran teknik olarak genel kullanıma yönelik 1370 pikselden oluşuyor. Yazılımsal olarak bu ekranı fonksiyon tuşlarından ses kontrol düğmelerine, Facetime kontrolünden, döküman düzenleme uygulamalarına, internet tarayıcısından emoji atamasına kadar pek çok şeyle kullanabiliyoruz. Gelişticinin ilgili API’yı kullanması yeterli olacaktır sahip olduğu yazılıma Touch Bar desteği kazandırabilmek için. Ekranın sağ tarafında ise TouchID sensörü bulunuyor, uygulama satın almadan sisteme giriş yapmaya kadar pek çok şeyi kullanabiliyoruz. Burada TouchID’nin arkasında T1 adı verilen özel bir çip bulunuyor.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_2

Resmi olarak doğrulanmasa da Apple Watch’daki S1 işlemcisinden türetildiği ifade ediliyor. Üstelik bu çip üzerinde de yine WatchOS’dan devşirme bir yazılım katmanı görev yapıyor. Bu kısma dedike bir depolama birimi olmadığından yazılım süreci 25MB büyüklüğündeki RAMDisk üzerinden gerçekleşiyor gibi görünmekte. Üstelik sahip olduğu özellikler gereği, Touch Bar işletim sisteminden bağımsız çalışmaya müsait zaten, sistem açıldıktan sonra TouchID üzerinden biyometrik tanımlama ve bilgisayarın açılması da bunun bir göstergesi. Eğer BootCamp kullanıcısıysanız burası yine işlevsel zira ulaşabildiğim kadarıyla Windows üzerinde burayı klasik fonksiyon tuşlarıyla kullanabileceğiz. Tabi burada Taptic Engine ile basma enasında titreşim yaratarak kullancısına geri bildirim yeteneği olsaymış iyi olurmuş, görebildiğim kadarıyla bu fonksiyon yok gibi. Apple’ın ikinci bir ekrandan ziyade bir giriş ekranı olarak dizayn ettiği Touch Bar sonucunda bir ekran ve kırılma ihtimali de var dolayısıyla bu kısmın teknik servis süreci biraz da meşakatli olabilir zira TouchID ile birlikte işleyişin karmaşıklaşacağı kesin gözüküyor.

“Biraz da Bağlantılar…”

12-inç MacBook mobilite ve estetik olarak çok başarılı bir cihaz, eksikleri yok mu tabi ki var. Özellikle sadece tek bir Tip-C konnektörüyle gelmesi kimileri için hayalkırıklığı olmuştu. Yeni nesil MacBook Pro’larda ise modeline göre Tip-C profilinde iki veya dört adet Thunderbolt 3 portu bulunuyor.

Çift Thunderbolt 3 konnektörüyle tek bir 5K monitörü veya iki adet 4K monitörü koşturabilmek mümkün. Dört Thunderbolt 3 portuyla ise 4 adet 4K veya iki adet 5K monitörü kullanmak mümkün. Apple’ın lansmanda gösterdiği LG imzalı 5K monitör ise biraz farklılaşıyor çünkü DisplayPort kablosuz veya özel protol yerine Thunderbolt kablosu kullanıyor. Tabi burada çift Thunderbolt 3 portu için bir Thunderbolt kontrolcüsüne, dört port içinse iki kontrolcüye ihtiyaç duyuluyor, dolayısıyla büyük olan dolu MacBook Pro modellerinde iki adet Thunderbolt 3 kontrolcüsü bulunuyor.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi_1

Yalnız bazı ilginç detaylar söz konusu. Örneğin Touch Bar’a sahip olan dört portlu MacBook Pro 13-inç modelinde tam PCIe bantgenişliğinin soldaki portlarca kullanıldığu, sağdaki portlarda ise hızın düştüğü, dolayısıyla yüksek hızlı bağlantıların soldaki portlar üzerinden yapılması gerektiği ifade ediliyor. Açıkçası Apple’ın gösterdiği demolar çerçevesinde eş zamanlı çift 5K monitör ve aynı anda özel RAID istasyonuyla bağlantı için bantgenişliği limiti olmaması gerekiyor.

Henüz denemediğim için tam yorum yapamayacağım ancak eldeki veriler gösteriyor ki Apple, her MacBook modelinde farklı Thunderbolt 3 kontrolcüsüyle ilerlemiş olabilir. Farklı çip konfigürasyonları üretim sürecini bir miktar uzatsa da Intel’in sahip olduğu Alpine Ridge kontrolcü varyasyonlarından dual port olan sadece 15-inç en üst MacBook Pro’da kullanılmış olabilir. Eğer böyle bir durum varsa, Apple’ın 2016 ile birlikte aynı ürün grubu için daha derin donanımsal farklar uygulamaya başladığını söylemek yanlış olmayacak gibi. Son not olarak MacBook Pro’lardaki iki veya dört fark etmez tüm Tip-C formlu Thunderbolt konnektörleri üzeirnden bilgisayarı şarj edebiliyorsunuz.

“Ekran: Daha Canlı, Daha Renkli”

iMac, iPad Pro ve iPhone ile devam eden geniş renk desteğine sahip ekran donanımı yeni nesil MacBook Pro’larda da devam ediyor. Teknik olarak en doğru tarif tüm zamanların en parlak ve renkli ekranı olarak yapılabilir. Sadece 0.88mm kalınlığında olan ekran, yeni jenerasyonda bu ifade kullanılmasa da retina ekran sıfatını koruyor ve çözünürlükte bir değişiklik bulunmuyor. Yani yeni modellerden 13-inç olan modellerde 2560 x 1600 piksel, 15-inç olan modellerde ise 2880 x 180 piksel çözünürlük sunuluyor.

apple-macbook-pro-detayli-analiz-performans-ozellikler-ve-dahasi

Önceki nesle göre %67 artışla 500 nit seviyesine çıkan ekran oldukça parlak yani açık hava kullanımı için de son derece iyi bir deneyim sunacak gibi görünüyor. Bugün yeni nesil üst seviye kimi telefonların yarısı kadar parlaklık olsa da bu boyutta daha fazlası ekstra enerji tüketimine neden olabilir, ve/veya uzun süreli kullanımda göz yorgunluğuna sebebiyet verebilir. Özellikle enerji tüketimi önemli çünkü Apple, panel verimliliği üzerine de çalışmış. Daha parlak ve renkli olmasına karşın, iPad Pro’da olduğu gibi uyarlanabilir tazeleme hızı ve daha büyük piksel açıklığına sahip olan yeni ekranlar, %30 daha az güç tüketiyorlar.

Bu kadar derin detaylandırma sonrasında diğer özelliklere de hızlıca bakalım isterseniz;

– 13-inç modelde %46, 15-inç modelde iki kat daha büyük Force TouchPad
– İkinci nesil kelebek mekanizması ike daha hassas ve konforlu klavye
– Dinamik aralığı iki kat yüksek, geliştirilmiş Bass destekli hoparlörler
– Modeline göre 54.5 W/saat, 49.2 W/saat, 76 W/saat pil kapasitesi
– Apple’a göre 10 saate varan pil ömrü
– 3.5mm jack var, ama çok formatlı kart okuyucusu yok
– Apple’ın “test edildi, onaylandı” yekpare alüminyum gövdesi
– 13-inç’de %23, 15-inç’de %20 daha düşük hacim
– 13-inç’de 14.9mm, 15-inç’de 15.5mm kalınlık
– Yeni renk seçeneği: Uzay grisi

 

Kaynak: Donanimhaber – Erdi ÖZÜAĞ “Fx57”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir